A Thousand Suns’ın ilk yıl dönümü!

Bugün, Linkin Park’ın son albümü olan A Thousand Suns’ın birinci yıl dönümü. Önceki yazımda bu albümün illüminati olabileceğini ve ileri giderek illüminati’ye hizmet eden bir çalışma olduğunu kanıtlamaya çalıştım.  Bunu neden yaptığımı bilmiyorum, belki Linkin Park gibi özel bir grubun hayranları ne dinlediklerini bilmeli diye düşündüğümden yapmış olabilirim. Linkin Park üyeleri etkisinde kaldıkları, beğendikleri, yaşadıkları şeylerden ilham alarak şarkılarını yaparlar. Amerika gibi bir ülkede yaşayan rock starlar icin bu durumlar gayet normal olsa gerek. Onları incelerken içim kıyıldı resmen, Linkin Park’ın bu işlere küçükte olsa bir katkılarının olması beni üzdü ama dünyaya bir kere geliyoruz, Linkin Park dinlemek gibi bir lüksten mahrum kalamayacağımı anladım.

Albümü aldığımda tarih 29 Eylül 2010’du.  Sağ tarafta kapağını gördüğünüz ATS DVD’li versiyonu o zaman D&R’da yoktu maalesef normal versiyonunu aldığım için biraz buruk bir mutluluk yaşadım. Albümü satın aldıktan sonra eve gittim ve CD’yi taktım. O tarihe kadar The Catalyst haricindeki hiçbir şarkıyı dinlememiştim sürpriz olsun diye. Başladı çalmaya. İlk önce şoklara girdim, albümü kontrol ediyorum içinde yanlış CD mi koymuşlar falan diye. Intro’lar acayip şekilde canımı sıkmıştı. Dinledikten hemen sonra favori şarkılarım oldu: Iridescent, Burning In The Skies ve Waiting For The End. (the catalyst albümü almadan önce zaten favorimdi.) Albümü 3 kez dinledim. Budalaya dönmüştüm, Linkin Park’ı böyle dinleyeceğimi hiç hayal etmiyordum. Ama ben o anlarda Linkin Park dinlediğimi unutmuştum, sıradan bir grup değillerdi ve herkes gibi mesleği bırakana kadar aynı müziği yapmayacaklarını unutmuştum. Sonraki gün -introlar hariç- tüm şarkılarını indirdim ve telefonuma yükledim. Şarkıları tek tek dinleyince de bir gariplik hissettim, beğenmediğim introlar benim için eksiklik olmuştu. İşte böyle bir dönemden geçtim ve zaman geçtikçe ne kadar muhteşem bir albüm olduğunu yeniden anladım. A Thousand Suns şu anda ailemle dinleyebildiğim tek albüm olduğu için büyük bir ayrıcalığa sahip ayrıca.

 

 

 

 

 

 

 

 

Şarkılar hakkında neler hissettiğimi teker teker yazacağım:

The Requiem: Esrarengiz bir havası var ve hüzünlü bir yakarış gibi. Albümün genelinin tarzını yansıtıyor, bir açılış parçasına da bu yakışır zaten. Bu parcadaki kızı, konserlerde Mike’ın seslendirdiğini görünce şaşırdığımı belirtmek isterim.

The Radiance: Bana göre çılış şarkısının devamı niteliğinde.

Burning In The Skies: Albümün çok özel bir parçası, müziğin tonları, Mike ve Chester’ın sesi… Canım sıkkın olduğu için bu günlerde en çok dinlediğim şarkılardan biri, ilacımdır. İlk dinlediğimden beri favorilerim dinlemekten hiç sıkılmadım ve ebeveynlerim belli etmese de onların da sevdiğine eminim.

Empty Space: Çaldığı zaman annem kuş sesi nerden geliyor der.

When They Come For Me: Çok eğlenceli bir şarkı, Mike’ın şarkının bütününe rap’ini yayması özel kılan bir etken. Brad’in megafonla vokal yapması da şarkıyı ilginçleştiriyor. Tam kafamız dağılmışken Chester’ın araya girmesiyle şarkı daha değişik boyutlara taşınıyor ve şarkının sonlarına doğru bir karmaşa başlıyor. Seviyorum.

Robot Boy: Albümden beğenmediğim tek şarkı.

Jornada Del Muerto: Dinlerken biraz halsizleşiyorum, düşüncelere dalıyorum, triplere giriyorum. Waiting For The End’in sesini duyunca kendime geliyorum.

Waiting For The End: Süper, süper, süper! İlginç bir girişten sonra havaya sokan bir rap’le ve Chester’ın güzel vokaliyle coşuyorsunuz. Linkin Park’ı arkadaşlarını sevdirmek isteyenlerin etkili bir silahıdır. 1 trilyon kere dinlenesi bir şarkı. Not: Chester nakaratı söylerken, Mike’ın araya sıkıştırdığı OoooO’ları ve ” the hardest part of ending is starting again.” kısmını bağıra bağıra söylemek zevkli.

Blackout: İlk dinlediğimde, albümün en “Linkin Park” şarkısı gelmişti. Grup albüme bizim için eskileri hatırlatacak bir şarkı koymuş, araya remix tarzı bir şey sıkıştırmışlar da eskiden yeniye geçişi anlayalım diye. Chester öyle takılırken Mike’ın güzel sesini duyuyorsunuz ve bağlantınız kopuyor. Bu anlarda uykuya daldığım çok olmuştur, çok dinlendiri😀

Wretches And Kings: When They Come For Me’ye benzettiğim şarkı fakat bu şarkı daha sert. Bu şarkıya da klip çekilmesini isterdim. Mike rap’ini yaparken komutanımı dinliyormuş havasına kapılıyorum.

Wisdom Justice And Love: Rusya’daki konserde şarkının adının yazdığı kağıtların açılması gerçekten muhteşemdi, böyle bir şeyi LP Türkiye’ye gelince biz de yapabiliriz! 

Iridescent: Baştaki piano çok etkileyici olduğundan bir ara telefon zil sesi olarak kullandım.Ama Mike’ın vokali tabi ki daha etkileyici ve kesinlikle sürükleyici bir romandan daha iyi hissettiriyor. Sözleri her ne kadar farklı bir duyguyla yazılmış olsa da kendi yaşamımda bu sözlerin doğruluğunu hissediyorum. Şarkının sonundaki “koro” halindeki vokal de harika, özellikle canlı performanslarda!

Fallout: Gerilim müziği –> tatlı müzik.

The Catalyst: Beynimi peynir-ekmekle değilde The Catalyst’le yediğim zamanlar vardı. İtirafta bulunayım: sesimin çirkinliğine rağmen bu şarkıyı okulda herkese karşı söylemek isterdim.-imkansız-  Müziğin müthiş ritmine kapılmışken şarkıyı bırakamıyorsunuz ve tekrar tekrar dinliyorsunuz, boş zamanların en iyi aktivitesi. “Lift me up, Let me go!” kısmında defalarca ağladım ve hala duygulanırım.

The Messenger: Albümdeki cici bir aşk şarkısı ve bu güzel albümün bittiğini haber veren hüzünlü bir solo.

SINGLE’lar

THE CATALYST ( 2 Ağustos 2010)

Şarkı listesi:

1- The Catalyst

WAITING FOR THE END ( 1 Ekim 2010)

Şarkı listesi:

1- Waiting For The End

2- The Catalyst

BURNING IN THE SKIES (21 Mart 2011)

Şarkı listesi:

1- Burning In The Skies

2- Blackout (Live at Madison Square Garden, New York)

3- When They Come For Me (Live at Madison Square Garden, New York)

IRIDESCENT ( 28 Mayıs 2011)

Şarkı listesi:

1- Iridescent (from Transformers: Dark of the Moon)

Favori A Thousand Suns resmim! Mike’a Emo olmuş diyenler de hala beni güldürür.

Hoşçakalın!

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

mikeecem hakkında

i'm Mike Shinoda FAN, Linkin Park, Fort Minor, Bahçelievler Anadolu Lisesi, 28.12.1995, İstanbul

14 Eylül 2011 tarihinde Uncategorized içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. 1 Yorum.

  1. mike bana facede yeni çıkıcak albümün ilk lycrisi’nin sözlerini yazdı.new lyrics.
    name: a human.
    i’ve always wanted to live as a human, his heart on his shoulder. and every cold people on his shoulder get warmer.
    -repeat-.
    a human who always smile and makes every one smile, a human who is always happy and makes every one happy with him.
    –A HUMAN INSIDE OF YOU AND ME, A HUMAN WHO GOT AN AMBITION GOT A DREAM.
    -repeat.-
    i am calling for the human who always has things but not for him, and even his soul not related for him.
    inside his heart you will find his dream and ambition.
    –A HUMAN INSIDE OF YOU AND ME, A HUMAN WHO GOT AN AMBITION GOT A DREAM.
    -repeat.-
    a human who loves and never hates, a human who is holding his tomorrow’s dream.
    a human who doesn’t betray and he will never!!
    —-A HUMAN INSIDE OF YOU AND ME, A HUMAN WHO GOT AN AMBITION GOT A DREAM.
    -repeat.-
    ……

    i am sorry, but i will contact with you again on 23/1 2012

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: